Basın | 04.07.2008
04.07.2008 - Alman basınından özetler
04.07.2008 tarihli Alman gazetelerinde, AKP'ye yönelik kapatma davası geniş bir şekilde yer alıyor. Ayrıca Euro bölgesindeki ana faiz oranlarının çeyrek puan artırılmasının doğuracağı muhtemel sonuçlar aktarılıyor.
"Meşru, gayrimeşru, AKP" başlığını kullanan başkent Berlin merkezli Tagesspiegel "Kendi kendilerini milletin kurtarıcıları olarak ilân edenler, hükümet ve seçmenlerden devleti korumaya çalışıyor" ifadeleriyle başlayan yorum şöyle devam ediyor:
"Kemalistler, durumun vahim olduğundan eminler: İslamcıların devleti ele geçirmesi an meselesi. AKP'nin somut Şeriat planları mevcut değil. Ama ordu ve yargı içindeki Erdoğan karşıtları için bunun hiçbir önemi yok. Onlar, 'kutsal iktidar salonlarında' Anadolu'dan gelen 'sonradan görmeleri' istemiyorlar. Erdoğan'ın da hatalar yaptığı kesin. Bunlardan bir tanesi, önceden bir uzlaşma sağlamaksızın başörtüsü konusunda baskı yapmasıydı. Ancak AKP ile hesaplaşmanın yeri mahkeme salonları değil seçim sandıkları olmalı. Kemalistlerin ikilemi de işte burada. AKP'yi belki yasaklayabilirler ama uzun vadede mağlup edemezler. Kamuoyu araştırmaları, Erdoğan'ın partisinin başka bir elbise giymiş olsa bile çoğunluğu sağlayarak - hatta belki oylarını daha da artırarak meclise geri döneceğini gösteriyor. O zaman seçmenler - Kemalistlerin bakış açısına göre- 'doğru' olan partiyi seçene kadar Türkiye'de sürekli yeni kapatma davaları mı açılacak acaba?"
Konu, Kölner Stadt-Anzeiger gazetesinde de geniş bir şekilde ele alınıyor. "Avrupa, reform baskısını artırmalıdır" başlığını taşıyan Gerd Höhler imzalı yazıda özetle şu ifadeler yeralıyor:
"Erdoğan karşıtları, yargıyı bir araç olarak kullanmak ve bu sayede, geçen yaz yapılan seçimlerde başaramadıklarını gerçekleştirmek istiyorlar: İslamcı-muhafazakâr AKP'yi parlamentonun, Erdoğan'ı da siyaset sahnesinin dışına itmek. Ancak bu çatışmada Erdoğan'ın da payı var. O, 'tüm Türklerin' başbakanı olmak için gerçek anlamda hiçbir zaman çaba göstermedi. Pekçok kişinin taşıdığı 'gizli İslamlaşma' endişesinin üstüne gitmedi. Büyük bir farkla kazandığı 2007 seçimlerinin ardından başörtüsü yasağını kaldırmak suretiyle de kırmızı çizgileri aştı. AB, Türkiye'deki bu iktidar mücadelesi nedeniyle harekete geçmek zorundadır. Türkiye'nin bir aday ülke olması nedeniyle Brüksel, bu sorunu görmezden gelemez. AKP'nin yasaklanması, Türkiye karşıtlarının ekmeğine yağ sürecek. Ancak üyelik müzakerelerini kesmek, verilebilecek en aptalca tepki olur. Avrupa'nın, Türkiye'ye sorumluluklarını hatırlatıp reform baskısı yapmasının şimdi tam zamanı. Türkiye'nin demokratik ve istikrarlı bir yapıya sahip olması, Avrupa'nın gerek ekonomik gerekse güvenlik politikaları açısından temel çıkarları için önemlidir. Zira, İsrail ve Suriye arasında üstlendiği arabuluculuk gibi son dönemdeki bazı gelişmeler, bu sorunlu bölgede istikrarın tesisi adına Türkiye'nin rolünü birkez daha gözler önüne serdi."
Son olarak ekonomiyle ilgili bir yorum aktarıyoruz. Avrupa Merkez Bankası'nın ana faiz oranlarını çeyrek puan artırması, Bonner General-Anzeiger'in yorum sütununda şu ifadelerle değerlendiriliyor:
"Avrupa Merkez Bankası'nın bir ikilem içinde kaldığı doğrudur. Çünkü faiz artırımı, büyümeyi daha da frenleyebilir. Ancak Merkez Bankası'nın, büyümeyi gözardı ettiğini söylemek de yanlış olur. Zira konjontürdeki daralmadan Avrupa Merkez Bankası'nın herhangi bir çıkar sağlaması sözkonusu değil. Hatta tam tersi bir durum geçerli. Merkez Bankası Guvernörler Kurulu, aşırı enflasyon altında gerçekleşecek bir büyümenin hayli sağlıksız olacağını gayet iyi biliyor."















