Alışılmışın dışında bir yıl

Alman dış politikası 2007 yılında AB ve iklim gibi konulara yoğunlaştı. Rusya ile gerilen ilişkiler, Afganistan ve Çin, Berlin’in dış politika gündeminde yer tutan diğer başlıklar oldu.
Başbakan Angela Merkel, Almanya’nın izlediği politikanın ana hatlarını belirleme yetkisine sahip. Bu, aslında Frank-Walter Steinmeier’in sorumluluğunda olan dış politika için de geçerli. 2007 Almanya’da dış politika açısından alışılmışın dışında bir yıldı. Başbakan ve Dışişleri Bakanı’nın uzlaşamadığı konu sadece Çin politikası olmakla kalmadı. Ancak, Merkel ve Steinmeier arasındaki görüş ayrılıkları 2007 yılında çok yoğun olan dış politika gündeminin sadece bir bölümüydü.
Almanya’nın dış politikası yılın ilk yarısında neredeyse tamamen Avrupa’ya odaklandı. Çünkü Almanya AB Konseyi’nin dönem Başkanlığını üstlenmişti. Berlin hükümeti, iki yeni üye Bulgaristan ve Romanya’nın Birliğe katılımasını kutlayan törenler sona erer ermez, var gücüyle işe sarıldı.
Dışişleri Bakanı Seinmeier ve Başbakan Merkel’in hedefi, nahoş anayasa konusunu yeniden gündeme getirmek, bu yöndeki çabaları canlandırmaktı. Merkel: “Düşünme süreci sona erdi. Sorunları, Fransa’nın Dönem Başkanı olacağı 2008 yılına kadar çözmeliyiz ki, Avrupa icraat yapabilsin Bunu başarabilmek için tüm üye ülkelerin desteğine ihtiyacımız var ve bu nedenle işimiz kolay değil.”
Moskova ile soğukluk
Bildunterschrift: Großansicht des Bildes mit der Bildunterschrift: Merkel ile Bush arasındaki dostane ilişki gelişirken, Rusya Devlet Başkanı Putin ile ilişkisi giderek güçleşmeye başladı. Berlin’de, 400’den fazla AB etkinliğinin lojistik çalışmaları başlarken, Başbakan Merkel önce Avrupa dışında diplomatik çalışmalara ağırlık verdi. Merkel, ABD Başkanı George Bush’u bir ticaret anlaşması ile Almanya’nın dönem başkanlığına ve buna paralel olarak süren G8 Başkanlığı’na yaklaştırdı. Merkel ile Bush arasındaki dostane ilişki gelişirken, Rusya Devlet Başkanı Putin ile ilişkisi giderek güçleşmeye başladı. Putin, Münih’de düzenlenen Güvenlik Konsferans’ında NATO’yu ve ABD’ni, özellikle de Doğu Avrupa’da bir roketsavar sistemi geliştirme planlarını çok sert bir dille eleştirerek şaşkınlığa yol açtı. Putin: “Bu roketsavar sistemi Rusya’nın gözünde anlamsızdır, çünkü eilimizdeki silahlar bunun için yeterlidir.”
Bu tür ifadeler, Konferans’a katılanlara soğuk savaş dönemini hatırlattı. Moskova ile AB arasındaki soğukluk giderilemedi. Mayıs ayında düzenlenen ortak zirvede Rusya’daki insan hakları ihlalleri yoğun tartışmalara yol açtı ve yeni bir işbirliği anlaşması belirsiz bir tarihe kaldı. Alman Dış Politika derneği’nden Jens Techau: “Rusya’nın işbirliği için ne gibi bir bedel isteğinin bilinmemesi, tuhaf bir durum. Rusya, zor bir ülke olmaya karar verdi ama bu zorluğun nasıl aşılabileceğini söylemedi. Angela Merkel yoğun çaba gösterdi ama Putin ile yıldızı barışmadı. İkisinin birarada olduğu fotoğraflara bakmak yeter: birlikte değil, en fazla yanyana duruyorlar.”
AB Anayasası
Bildunterschrift: Großansicht des Bildes mit der Bildunterschrift: AB Anlaşması’nın tamamlanması için Nicolas Sarkozy’nin Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanması bekleniyordu.Avrupa Birliği ülkeleri Devlet ve Hükümet Başkanları’nın “aile fotoğrafları” ise, Birlik ve beraberliği sergiliyor. Başbakan Merkel, Roma Anlaşmaları’nın 50. yıldönünümü vesilesiyle liderleri Berlin’de düzenlenen kutlama zirvesine davet etti. 50. Yıldönümü, Berlin Açıklaması ve AB Anlaşması için uygun çerçeveyi oluşturuyordu. Artık “AB anayasası” olarak adlandırılmayan AB Anlaşması’nın tamamlanması için Nicolas Sarkozy’nin Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanması bekleniyordu. Çünkü Fransa Jacques Chirac döneminde, gerek Anayasa Anlaşmasını, gerekse bir halk oylaması yapılmasını reddederek, AB içinde bunalıma neden olmuştu. Angela Merkel, itibar görmeyen Anayasa taslağıdan arta kalanlarla tüm üyelerin kabul edeceği bir Reform Anlaşması oluşabilmesi için 6 boyunca var gücüyle çalıştı. Dış Politika Uzmanı Jan Techau’ya göre, Merkel’in avantajları şunlar: “Sert bir tutum izleyebilmesi, açık ve ağır sözlerden çekinmemesi, zorlayıcı bir ortam geliştirebilecek ve tüm diplomatik olanaklarla sonuca varılmasını sağlayabilecek beceriye sahip olması..”
Kapsamlı iklim programı
Bildunterschrift: Großansicht des Bildes mit der Bildunterschrift: Merkel Haziran ayında Heiligendamm’da yapılan G8 Zirvesine, ABD gibi iklime en fazla zarar veren ülkeleri kendi safına katmayı amaçlayarak gitti. Almanya’nın AB Dönem Başkanlığı’nda, gündemin ikinci önemli konusunu iklim politikası oluşturdu. Merkel, geleneksel olarak ekonominin ele alındığı AB İlkbahar Zirvesi’ni, İklim Zirvesi’ne dönüştürdü. AB Merkel’in liderliğinde ilk kez geniş kapsamlı bir İklim Koruma Programı üzerinde anlaştı. Almanya Başbakanı, bu başarılı adımın ardından Haziran ayında Heiligendamm’da yapılan G8 Zirvesine, ABD gibi iklime en fazla zarar veren ülkeleri kendi safına katmayı amaçlayarak gitti. Merkel: “İlkbahar Zirvesi’nden buöyle bir sonuç çıkmasaydı, Heilgendamm’daki G8 zirvesinde alının iklimi korumaya yönelik kararlar, sözkonusu bile olamazdı. Kyoto Protokolünü imzalamayan ABD ile birlikte vardığımız noktayı ne kadar övsek azdır.”
Almanya AB Dönem Başkanlığı’nı Haziran sonunda Portekiz’e devretti. Ancak Berlin hükümeti, Ekim ayında imzalanan AB Reform Anlaşması’nı kendi başarı hanesine yazıyor. Lizbon Anlaşması anayasa olmamakla birlikte, yine de 27 üye ülke arasındaki oylama sistemini belirliyor ve böylece Birliğin gelecekteki icraat yeteneğini faranti altına alıyor.
Afganistan kaygısı
Bildunterschrift: Großansicht des Bildes mit der Bildunterschrift: Mayıs ayında üç Alman askeri Kunduz’da düzenlenen bir intihar saldırısında hayatını kaybetti.Alman hükümeti için Avrupa politikasından çok, Afganistan’daki durum kaygı kaynağı oldu. Mayıs’da üç Alman askeri Kunduz’ta bir intihar saldırısında hayatını kaybetti, Ağustos’da üç Alman polis Kabil’de öldürüldü. Bir Alman iş adamı, kendisini kaçıranlar tarafından öldürüldü, bir diğeri ise 3 ay boyunca rehin tutuldu.
Almanya NATO’nun talebi üzerine Afganistan’a keşif uçakları gönderdi. Hükümetin bu kararı, muhalefet partilerinin tepkisine yol açtı. Sol Parti’nin Meclis Grup Başkanı Oskar Lafontaine: “Tornadolar NATO bombalarının hedefini bulmasını destekliyor ve Afganistan’ın güneyindeki NATO bombardımanlarında birçok sivil ölüyor. Böyle bir kararın parlamentoda desteklemeyi ve kabul edilmeyi büyük bir sorumsuzluk olarak görüyorum.”
Çin politikası
Bildunterschrift: Großansicht des Bildes mit der Bildunterschrift: Merkel’in, Tibet’in ruhani lideri Dalay Lama ile biraraya gelmesi, Pekin yönetiminin bazı ikili görüşmeleri iptal etmesine yol açtı.Alman hükümetinin dışişlerinin diğer sorunu ise Çin’e karşı izlenecek politika. İnsan haklarını sık sık çiğneyen güçlü ekonomi ortağa nasıl davranılmalı? İşte bu soru, Başbakan Merkel ve Dışişleri Bakanı Steinmeier arasındaki ilk anlaşmazlığın kaynağı oldu. Merkel’in, Tibet’in ruhani lideri Dalay Lama ile biraraya gelmesi, Pekin yönetiminin bazı ikili görüşmeleri iptal etmesine yol açtı. Sosyal Demokrat Partili Dışişleri Bakanı tepkisini açıkça dile getirdi: “İnsan hakları politikası, vitrin politikası değildir. İnsan haklarını manşet olsun diye talep etmiyoruz.”
Frank Walter Steinmeier eski Basbakan Gerhard Schröder’in cizgisinde, Çin ve Rusya gibi ülkeleri ancak mümkün olan en yakın diyalog ile etkilemenin mümkün olduğunu savunuyor ve tercih ettiği politka ile Almanya’nın ekonomik çıkarlarını kollamayı amaçlıyor. Steinmeier öte yandan da, Dışişleri Bakanı ve Sosyal Demokrat bir politikacı olarak kendi imajını oluşturma çabasında. Ama Alman dış politikasının tüm başarıları hala Başbakan Merkel’in hanesine yazılıyor, BM Genel kurulu’nda yaptığı konuşma ya da Başkan Bush’un çiftliğini ziyareti ön plana çıkıyor.
Dış politika değerleri
Bildunterschrift: Großansicht des Bildes mit der Bildunterschrift: Merkel Bush’u Teksas'daki çiftliğinde ziyaret etti.Merkel, Dışişleri Bakanı Steinmeier’in, Dalay Lama’yı kabul etmesine yönelik tepkisini yanıtlarken şunları dile getirdi: “Dış politika savunulan değerleri ve Almanya’nın çıkarlarını sirleştirmeli. Sadece değerler ya da sadece ticaret sözkonusu değil. Benim iradem bu yönde ve bununla başarılı oldum. Bundan böyle de aynı şekilde devöam edeceğim.”
Başbakan ile Dışişleri bakanı arasındaki işbirliği, örneğin ortaoğu politikasında, soruna yol açmadan sürdü. Almanya, amaçladığı gibi Orta Doğu Dörtlüsünü yeniden canlandırma konusunda somut bir başarı kaydetmemekle birlikte, Annapolis’de düzenlenen Orta Doğu Konferansı, Dışişleri Bakanı Steinmeier’in 2007 yılındaki icraat bilançosuna artı puan olarak eklendi.
İran konusunda ise, yıl sonuna doğru beklenmedik bir hareketlilik geldi. Amerikan gizli servisinin, 2003 yılından bu yana İran’ın nükleer programını sürdürmediği yönündeki raporu, Tahran yönetimine karşı planlanan yaptırımları güçleştirdi. Almanya hükümeti buna rağmen, İran’ın Uluslararası Atom Eenerjisi Ajansi’nin taleplerine tümüyle uyması için İran’a baskı yapılmasından yana.
Nina Werkhäuser | www.dw-world.de | © Deutsche Welle.